• https://www.twitter.com/@yabancilarhaber

TÜRKİYE'NİN YABANCILAR HABER SİTESİ

TEL: 0212 572 86 77 / bilgi@yabancilar.com.tr

AB GÖÇ İKLİMİNDE, YA TÜRKİYE?
  AB göç ikliminde ya Türkiye ?
 
   Türkiye’den AB’ye giden göçmen sayısında Türkiye’nin gelişen ekonomisi ile bağlantılı olarak büyük bir düşüş yaşandığı gözleniyor. Hatta çok yakın gelecekte, Türkiye’nin AB ülkeleri gibi büyük bir işgücü pazarı haline geleceğini şimdiden öngörmek mümkün.
AB dönem başkanı Polonya Hükümeti ve bir AB kurumu olan Yaşam ve Çalışma Şartlarını İyileştirme Avrupa Vakfı (Eurofound) tarafından düzenlenen “Göçün sosyal ve ekonomik etkileri: Merkezi ve Doğu Avrupa Perspektifleri” konulu konferans 17-18 Kasım 2011 tarihlerinde Polonya’nın Başkenti Varşova’da düzenlendi. Aralarında TBMM’nin de bulunduğu 12 ülke parlamentosu tarafından desteklenen konferansa 31 Avrupa ülkesinden 100 kadar temsilci katıldı. TBMM’nin Brüksel Temsilcisi Fuat Küçükaydın’ın toplantının organizasyonunda özel bir öneme sahip olduğu vurgulandı. AB Komisyonu sosyal işlerden sorumlu Komisyon Üyesi László Andor’un açış konuşması ile başlayan konferansın ev sahipliğini, Polonya Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yaptı.

   Türkiye’den Almanya’ya göçün 50. yılında, Almanya’da doğan ilk Türk neslinin bir temsilcisi olarak davet edildiğim konferansta, iki gün boyunca Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren en önemli parametrelerden biri olan göç olgusu tüm yönleri ile ele alındı. 38 milyonu aşan nüfusu ile AB üyesi olmanın avantajını en iyi şekilde değerlendiren ülkelerden biri olan Polonya, son yıllarda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülkeden göç alan bir ülke konumuna gelmiş. 2008 yılından bu yana dünyayı ve elbette Avrupa’yı kasıp kavuran derin ekonomik krizde, büyümesini devam ettirme başarısı göstermiş tek AB üyesi ülke olan Polonya, sadece geçtiğimiz yıl 1570 Türk vatandaşına resmi çalışma izni vermiş. Polonya, AB üyesi olmayan komşuları Ukrayna, Belarus, Moldova hatta Rusya gibi ülkelerin vatandaşlarına çok özel göç ve yabancılar çalışma izni koşulları geliştirmiş ve gelişen ekonomisinde tarım gibi hizmet sektörlerinde özel istihdam alanları oluşturmuş. AB’den oldukça bağımsız sayılabilecek bir ulusal göç ve göçmenlik stratejisi uygulamaya koymuş.

   AB göç almak zorunda

   Konferans boyunca yabancılar için göç olgusu, bir yandan AB genelinde yaşanan en önemli sorunlardan biri olarak kabul edilirken, diğer yandan yaşlanan AB nüfusuna tek çözüm olarak değerlendirildi. Küresel dünyanın ihtiyaçları, rekabet, uluslar arası ilişkilerde gelişme yaşanırken, AB’nin göç politikasının da sabit kalması mümkün görünmüyor. AB bu kapsamda, yasadışı göç ile mücadele, yabancılar için daha iyi yaşam standartları sağlama, entegrasyona yönelik sorunlara çözüm üretme ve göçten ekonomik yarar sağlama gibi alanlarda yeni programlar geliştirmeyi amaçlıyor. İdeal bir göç politikası olarak, “kazan-kazan-kazan” yaklaşımı tarif ediliyor. Bir başka deyişle, “göçmeni gönderen ülke”, “göçmenin kendisi” ve “göçü alan ülkenin” kazançlı çıkabileceği bir formül üzerinde tartışıldı. ABD’nin yeşil kart uygulamasına benzer bir “Mavi Kart” uygulamasının zorunlu olduğu vurgulandı.
   
   AB Komisyonu istihdam uzmanı Dr. Jörg Peschner’in konferansta yaptığı sunum AB’nin ekonomik ve sosyal geleceğine ilişkin son derece ilginç öngörüler içeriyordu. Buna göre, AB genelinde çalışma yaşında olan nüfus önümüzdeki yıllarda ciddi bir düşüş gösterecek. Bu durum emeklilik ödemeleri ve sağlık harcamalarını önemli ölçüde artırırken, ekonominin de önemli ölçüde dinamizmini kaybetmesine yol açacak. AB’nin istatistik kurumu olan Eurostat tarafından açıklanan son nüfus tahminlerine göre, 2060 yılında AB’deki çalışan nüfus sayısı 50 milyon civarında azalacak. Yine Eurostat verilerine göre, bugünkü göç oranı dikkate alınmadığında, 2060 yılında çalışan nüfus sayısı bugüne oranla 110 milyon kişi daha az olacak. Dolayısıyla, AB’nin demografik gelişiminde göç büyük bir role sahip. Göçün, AB ekonomisine ve rekabetçiliğine yönelik en büyük katkısı ise, AB istihdam piyasalarında önümüzdeki senelerde ortaya çıkacak olan yetenek boşluklarını doldurmak olacak. Bu nedenle nitelikli göç politikaları oluşturmak AB için hayati önem taşıyan bir öncelik arz ediyor. Dr. Peschner’in, AB’nin resmi kaynaklarına (örn. Eurostat) dayanarak yaptığı sunumunda, AB’nin gelecek 50 yıllık nüfus ve istihdam öngörüleri içinde Türkiye’nin üyeliğine ilişkin en küçük bir imaya dahi yer vermemesi dikkat çekici idi. Sunumdan sonra söz alarak, 75 milyonluk dinamik nüfusu, büyüyen ve gelişen ekonomisi ile Türkiye’nin üyeliği vaki olduğunda, bu öngörülerin hangi ölçüde değişeceğini sordum. Cevap net ve ilginçti: Avrupa’nın resmi istihdam ve nüfus öngörülerinde (Eurostat, DG EMPL), Türkiye’nin üyeliğine ilişkin bir projeksiyon ve strateji yoktur.

   Bir diğer sunumda, AB halklarının göç olgusuna yaklaşımları çarpıcı bir biçimde ortaya kondu: İspanyol, İtalyan ve İngilizlerin yüzde 65’i ülkelerinde ‘çok fazla göçmen olduğunu’ düşünüyor. Avrupa’da sadece İsveç ve Polonya toplumlarının çoğunluğu yabancılar, olumsuz etkisi bulunduğunu düşünmüyor. Araştırmada yer alan hiçbir ülkede göçmenlerin varlığının ülkeye olumlu katkısı bulunduğunu düşünenler çoğunlukta değil. Çoğu AB ülkesinde ağırlıklı kesim göçün iş bulmayı zorlaştırdığını ve eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerine çok fazla baskı yarattığını düşünüyor. Fransa’ya göç yüzde 7 düşerken bu oran Almanya’da yüzde 13, İspanya’da yüzde 18, İtalya’da ise yüzde 25 oldu. 2009’da İrlanda ve Çek Cumhuriyeti’ne gerçekleşen göç oranı ise neredeyse yarı yarıya düştü. AB istatistik kurumu Eurostat verilerine göre de 2008 yılında AB üyesi ülkelere yabancılar göç oranı  yüzde 6 düşerken AB dışına yabancılar  yüzde 13 göçü arttı. Göç karşıtlığı Avrupa çapında yaygınken ülkeler arasında ciddi farklar da söz konusu. Başta Belçika, Fransa ve Almanya olmak üzere bazı ülkelerde yaşayan yabancılar sayıları geçtiğimiz on yıl boyunca daha düşük bir hızla arttı, hatta bazı durumlarda azaldı.

   Yabancılar için Türkiye yeni cazibe merkezi

   Türkiye’den AB’ye gelen yabancılar sayısında, Türkiye’nin gelişen ekonomisi ile bağlantılı olarak büyük bir düşüş gözlendiği vurgulandı. Hatta çok yakın gelecekte, Türkiye’nin AB ülkeleri gibi, büyük bir işgücü pazarı haline geleceğinin kaçınılmaz olacağına özel vurgu yapıldı. “Türkiye yabancı işçi çalıştırma gücüne ve yasal yabancılar göç akıma sosyal ve psikolojik açılardan ne kadar hazır?” sorusu henüz ülkemizin gündeminde yeterince tartışılmaya bile başlanmadı. Nitelikli uluslar arası iş gücüne kapıları açmadan rekabetçi ve dinamik bir ekonomiye sahip olunamayacağı artık kanıtlanmış bir gerçektir. Hal böyle olunca, Türkiye’nin, göçmen yabancılar  ve yabancılar  işçi çalıştırma  kabulünün pozitif yanlarını ortaya koyan, ülkemizin iş pazarının ihtiyaçları ile göçmenlerin insan haklarına saygılı ve sosyal ihtiyaçları ile uyumlu, Polonya’nın yukarıda zikredilen kendine özgü stratejisi gibi, ulusal bir göç ve göçmenlik stratejisi belgesi oluşturması gereği ortaya çıkmaktadır. Çok yakın gelecekte, bizler de ülkemize gelen yabancılar için sosyal sorunlarını ve entegrasyonunu konuşur ve tartışır olacağız. O günlere sosyal, siyasal, bürokratik ve psikolojik açıdan ne kadar hazırız?
  
2138 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
YABANCILAR HABER

@yabancilarhaber
 yabancılar haber facebook beğen
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.69875.7216
Euro6.40416.4298
Hava Durumu
Anlık
Yarın
30° 32° 23°